Şiir

Yazdıklarımı başka bir şekilde isimlendirebilseydim, bunu kesinlikle yapardım. Çünkü ilk gününden bu yana  – ki bu 4 sene falan önceydi –  şöyle bir düşüncem var: Birgün herkesçe kabul edilen bir şair ya da yazar bana derse ki; “Sen oldun.” o zaman ben de deeim ki tamam ben bir şairim. Bu kelamı duyana dek yazdıklarıma şiir ya da yazı demeyeceğim. Belki ciziktirme, karalama gibi tabirler yeterli olur.  

Her neyse esas konuya geleyim. Şimdi İsmet Özel’in, şiir okuma kılavuzu adındaki kitabında gördüm ki; bu adamlar daha yeni yetmeyken kendilerini Ahmet Arif’e, Cemal Süreya’ya eleştirtecek kadar geliştiriyorlar. Ben 20 yaşındayım ve İsmet Özel bu işlere vay bee diyeceğimiz tarzda yirmi yaşında imza atıyor. Henüz yolun çokça uzun ve zorlu. İsmet Özel’in seviyesine ulaşıp da ondan daha iyisini yapmak kısa vadede hedefim. İstiyorum ki şairler çıksın yersin ya da övsün ama hakkımda konuşsun. Ki ben de bileyim bir şairin ağzına alınacak kadar yükselmişim. 

Bu hayalimi becerebilmek ümidiyle.

Reklamlar

Yazmaklar.

Kulağındaki hüzünlü müzikten etki duyan insanlarız biz. Belki bir sabah terminale giderken. Belki akşam üzeri eve dönerken. 

Günler ayları, yıllar asırları kovalıyordu ben kapı önlerinde beklerken bu halimle gelinlik kız gibi. Zamanın ötesinde bir zamana geliniyordu, vuslat diye tabir edilen selam çakma kafa sallaması zuhur edince.

Yazmaklar birikmişti zamanında. Çok yazmaklar. Nazım Hikmetten nefret edişim bana hayır getirmedi. Ona benzedim. Bilmezdim Allah’ın beni ona benzemekle sınayabileceğini. Tamamı devrik cümleli devrilmiş devir yazıları yazıyorum artık. Bir sevdaya koşuyorum aslında ama aklım bir başka sevdada.

Sevda… Ne basit, ne iğrenç bir kelime diyordum hep ama bana da kullanmak nasip oldu. Kinamayalım. Çünkü başımıza gelebilecek en kotu şeydir sevda.

Yol

Hangi yazar ya da şairdi hatırlamıyorum. Belkide öyle sosyal medyada gördüğüm bir sözdü bilmiyorum: ” Bir şehrin en hüzünlü yeridir otogar”. Öyleyse ben çok böyle sahnelere şahit oldum. Hüzünlü sahnelere… Hep bi yoldayız. Okumaya giriyoruz başka bir yerlere. Orada bilgi çok, başka yerde. Çalışmaya gidiyoruz, başka yere çünkü orada para çok, iş çok. Hep gidiyoruz. Hep birileri arkada biz yollarda ya da biz arkada birileri yollarda. Her şeyin iyiye gideceğini sanıyoruz yollar gibi başka ama iyi yerlere. Hep öyle inanıyoruz. Gurbet diyip, sıla diyip gidiyoruz, arkada şehir, arkada aile, arkada bir hayat, bir düzen. Sadece gidiyoruz. 

Bakıyorum da gitmesem olmaz. Gitsek bi baska. Söylesem olmaz söylemesem öldüm gibi yani. Aşağı sakal yukarı bıyık, sürüyor bizi bir yola hayat. Bildiğim bi sey varsa ki o da şudur: Gitmekle de gidilmez.

Cehennemin Dibi

Biz bu blogu – birgün olurda ilgi çekerse bilinsin-  iki arkadaş olarak açtık. Başka bir blog sayfamız daha var. Orada on iki kişiyiz. İstediğimiz her şeyi yazmak biraz zor oluyor on iki kişilik bir blogda. İşte bu yeni sayfayı (beyazlara.wordpress.com) istediğimiz şekilde rahatça yazalım diye açtık. Yazılar yada şiirler olur. Seviyoruz, yazıyoruz. Kızıyoruz, yazıyoruz. Ağlıyor, gülüyor yine yazıyoruz. Hep yazıyoruz. Ama herkes bilmiyor elbette. Çoğunu burada paylaşacağız.

 Kimbilir belkide hiç kimsenin haberi dahi olmaz bu sayfamızdan. Önemi de yok pek. Çünkü dünya bi cehennem ve insan o cehennemi eviren bir canlı. Kimisi evirip cennete çeviriyor, kimisi cehennemin dibine… Biz cehennemin dibindeyiz. Ve oradan yazıyoruz. Yazıyoruz ki cennetin yollarına yol olalım. 

Bu arada ismin anlamı da şu: Ben beyaz tenliyim, arkadaşım esmer ( zenci modunda). Beyaz kara ismi Burdan geliyor. İkimiz de İsmet Özel ile Özel olarak ilgileniyoruz. “Şiir dünyayı kurtaracak yegane şeydir” diyoruz. 

Fazlasıyla apolitik bir duruşumuz var. Çünkü siyasetin insanı sömürmesinden, kandırmasından bıktık. Ne zaman insanlar siyasete köle olmaktan çıkar, siyaset insana köle olur da hizmet ederse; biz de o zaman siyaseti sever ve benimseriz. 

Daha yazacak çok şey var. Mürekkep ve zaman çok. Hayırlı olsun.

Cehennemin dibinden selam olsun.

-Beyaz